Ağaçlar sıklaşmaya başlamıştı ve kimseden çıt çıkmıyordu. Zyran önde yürürken Nathaira ve ben arkasından onu takip ediyorduk. Cırcır böceklerinin sağır edici sesi ve ara sıra gelen güzel kuş cıvıltıları eşliğinde ormanın içinde ilerliyorduk. Nehir çok uzağımızda değildi ama saat geç olmaya başlıyordu ve hava karardığında nehir kenarında ateşimizi yakmış olmamız lazımdı. O yüzden bi yandan yerdeki yanmaya müsait dalları toplardan öteki yandan da düşüncelerimizin içinde boğuluyorduk. Inara dedikleri kız kimdi? Kızla göz göze geldiğim an hissettiğim duygu nerden gelmişti? Zyran bu kızdan neden bu kadar nefret ediyordu. Benim bunları düşündüğüm o sırada Zyran arkasını döndü ve ‘’Biraz antrenman yapmak ister misin?’’ diye sordu bana. Şaşırdım ve ‘’Okçuluk konusunda yakın zamanda başarılı olamayacağım konusunda hemfikiriz sanıyordum?’’ dedim. O sinir bozucu bıyık altından sırıtışıyla, ‘’Okçuluk yapacağını kim söyledi?’’ diyerek belinden çıkardığı diğerlerine nazaran daha uzun olan bir hançeri bana uzatarak, ‘’Bana meydan okumanı bekliyorum.’’ Dedi ani bir ciddiyetle. Ne yapacağımı şaşırmıştım, bir yandan elimdeki hançere, diğer yandan Zyran’a bakıp şaka mı yapıyor yoksa gerçekten benimle düello mu yapmak istiyor anlamaya çalışıyordum. Zyran alçak ve kulağı tırmalayan bir sesle, ‘’Ne oldu prenses? Kahramancılık buraya kadar mıymış?’’ dedi. Nathaira’ya döndüğümde şaşkın bakışlarını gizleyemeden bizi izlediğini ve olacakları beklediğini gördüm. Ne bir itirazı vardı ne de desteği. Zyran’ın son sözünden sonra sinirlerim iyice gerilmişti ve sırtımdaki çantayı yere fırlatıp hançeri avucumun içinde iyice kavradım. O anda zaman ve mekân algım benden kilometrelerce uzağa kaçmış gibi ortadan yok olmuştu. Ayaklarımın yere sağlam bastığından emin olduktan sonra Zyran’ın sol omzuna doğru bir hamle yaptım ama o çoktan sanki hangi noktayı hedeflediğimi biliyormuş gibi geriye çekildi ve saldırı pozisyonu almaya hazırlandı. Aklımı okuyabildiğini ve her adımımı benden önce bileceğine dair korkunç bir his içimi kaplamaya başladı. Çıplak elleriyle beni yenebileceğini ima etmek için parmaklarını çıtlattıktan sonra yüzüne doğru bir yumruk salladı ama ben çoktan eğilmiş ve karnına yeterli olmasa da sert bir yumruk geçirmiştim. Yumruğum ile karnı temas ettiği an hata yaptığımın farkındaydım ama artık her şey için çok geçti. Savurduğu her yumrukta beni manipüle edeceğini ve beni zaten hali hazırda planladığı pozisyona getirerek önce avantajlı olduğumu düşündürüp sonrasında işte o en zayıf anımda beni indirecekti. Bense hala hançeri kullanmaya cesaret edemiyordum çünkü gerçekten zarar verirsem ne olur ve Zyran’ın amacı neydi bilmiyorumdum. Zyran karnına yediği yumruktan sonra dengesini kaybetti ama canı acımış gibi görünmüyordu. Sesini yükseltip, ‘’Korkaklar her zaman hayatta kalır ama ölüm onların kapısını eninde sonunda çaldığında hiçbir başarıları olmadan dünyaya veda ederler. Sen bir korkak mı olacaksın yoksa kahramancılık rolünü ciddiye alıp bir şeyler başaracak veya en azından çabalarken mi öleceksin Sıla? Korkak olma!’’ o bu sözleri sarf ederken artık bendeki kayışın ipi kopmuştu. Karşımdakinin Zyran olduğu, şu an geçmiş zamanların birinde, ormanda birkaç gündür tanıdığım insanlarla olduğum bilgisi tek bir tuşla aklımdan silinmiş gibi donuklaştım. O an tek gördüğüm zamanında kendime yaptığım her bir haksızlığın film şeridi gibi gözümün önünden geçtiğiydi. Sinirden çenem gerilmişti ve istemsizce dişlerimi sıktığım sırada yanağımda bir sıcaklık hissettim. İlk damlanın ardından beynimde çakan bir şimşekle aniden öne atıldım. Hançeri daha sert kavrayarak önce sağ dizinin arkasına sert bir tekme attım, sağ kolunu tutup sırtına doğru çevirerek hançeri boynuna dayadım ama tam o sırada Zyran sol koluyla hançerin olduğu kolumu kavrayarak beni başının üstünden tepetaklak yere serdi. Nefesim bir anlığına kesilmiş olsa da insan gerçekten yaşadığını fiziksel acıyı tattığında hissediyordu. Öfkeyle Zyran’a doğru baktığımda kirpiklerime yapışmış gözyaşlarımın tuzlu su mu yoksa alev topu mu olduğu konusunda bir ikileme girdim. Öfkem belki Zyran’a değildi ama bunu ortaya çıkaran o olduğu için onu suçlamak daha kolay gelmişti. Nathaira yanıma koştu ve ‘’İyi misin Sıla? Canın çok yanıyor mu?’’ diye sordu. Zyran, ‘’Güzel hareketti ama geliştirilebilir, daha hızlı olmaya çalış ki bir dahaki sefere şansım olmasın.’’ Dedi ve yerden kalkmam için elini uzattı. Uzattığı ele birkaç saniye baktım ama o birkaç saniye benim için birkaç saniyeden fazlasıydı. Gözlerimdeki hüzünlü öfkeyle Zyran’ın gözlerinin içine bakınca sadece derin bir karanlık görmüştüm. Öyle derin ve karanlık bir kuyu gibiydi ki dibinde beni düştükten sonra kurtaracak serin bir su var mı yoksa temkinsizce atlarsam sonunda sivri taşlara mı çakılırdım hesap edemiyordum. Elini tutup yerden kalktığımda diğer elinde hançerin kılıfını bana uzattığını gördüm. ‘’Bu hançer artık senin. Onu gerçekten hak ettiğini göstermen gerektiği zaman geldiğinde bir korkak olma. O sana ihtiyacın olan gücü verecek.’’ Dedi ve sakince arkasını dönüp yerdeki çantasını aldı. Kurduğu karmakarışık cümlelerden tek anladığım artık bu hançerin benim olduğuydu. Nathaira ile birbirimize bakıp ne olduğunu anlamadığımızı göstermek için dudak büzdük ve Nathaira yerden aldığı çantamı bana verdikten sonra Zyran’ın arkasından yola devam ettik.
Bir yanıt yazın

Yasemin ERDOĞAN
Selam, yeni bölümü okuduktan sonra oylamayı ve yorum yapmayı unutmayın! Destekleriniz için teşekkür ederim. 💕
