8.2 Bölüm

8.2 Bölüm

0

Daha yeni sudan çıkmış olmama rağmen boğazımda rahatsız edici bir kuruluk vardı. Nathaira’nın evden çıkmadan önce elime tutuşturduğu matarayı alıp nehrin kenarına doğru yürüdüm ve biraz yakınına gelince dizlerimi karnıma çeker şekilde oturdum. Yanımda duran taşlardan ince kenarlı olanları seçip inceliyor sonra da oturduğum yerden sektirerek nehre doğru atmaya çalışıyordum. Mataranın kapağını açıp baktığımda belki iki belki üç yudumluk su kaldığını gördüm. Nehrin suyu içilmiyordu. Ormanın içinde dağdan gelen su yolu vardı. Ordan dolduruyorduk içeceğimiz suyu. O yüzden bu üç yudumluk suyun hepsini şimdi içersem sabaha kadar yaşayacağım uykusuz saatleri de hesaba katarsak beni epey zorlayacaktı. Ben düşüncelere dalmış matarayla bakışırken arkamdan fısıltılı bir ses, ‘’İstersen benim suyumdan alabilirsin. Ben biraz geç geldiğim için yanınıza çok da içmedim.’’

Bu Inara’ydı. Yavaşça yanıma oturdu ve matarasını bana uzatırken yerde duran taşlardan birkaçını avcunun içine alıp tek tek nehre doğru savurmaya başladı.

“Elinde tuttuğun taşlar bana onu hatırlattı,” dedi.

“Zyran’ı mı?”

Başımı bile çevirmeden sormuştum ama kalbimin sesi kulaklarımda çınladı. Neden direkt aklıma Zyran gelmişti ki? Bu adı bu kadar sessiz söylemek neden içimi böylesine gürültüye boğmuştu?

Inara gülümsedi. Ama bu acılı bir gülümsemeydi. Geçmişe açılan ve anlamla dolu bir gülümseme. 

“Evet… Zyran’ı. O zamanlar daha farklıydı. Daha… konuşkandı. Çok garip değil mi? İçine kapanık değildi. Gülerdi. Hatta bazen saatlerce anlatırdı, başımız ağrır, susması için yalvarırdık o zamanlar. Gece olunca gökyüzüne bakar, yıldızların yerini ezberlerdik. Onlara isimler takardı. Hatta bir keresinde benim ismini vermiştik yıldızların birine.’’ dedi ve gözlerini kısıp suya bir taş attı. “Ama bir gün her şey değişti.”

“Senin mi adını verdi?’’ dedim. Sesim boğazım düğümlenmiş gibi kısık çıktı. Ve o an ağzımdan dökülen kelimeye bile tahammülüm yoktu. Senin adını. Neden batmıştı bu kadar?

Inara fark etti. Belki söyleyiş tarzımdan, belki gözlerimi kaçırışımdan. Ama üstüne gitmedi.

“Zyran’ın kimseye kolay kolay güvenmediğini az çok anlamışsındır,” diye devam etti. “Ama bana… o zamanlar güvenmişti. Bir göreve çıkmadan önce, o zamanlar birlikte çok küçük çocukları arardık ormanda… Kaybolmuşlardı. Herkes onlardan ümidi kesmişken Zyran hala işin peşini bırakmamıştı. Günlerce ormanın derinliklerinde çocukları aramıştık. Ümidini kesmek üzereydi, vazgeçecekti. Ama bu vazgeçmesi çocuklardan değil, kendinden olacaktı. O sırada ona bir taş verdim. Küçük, gri, delikli bir taş. Bir ipe bağlamıştım. ‘Ne olursa olsun,’ dedim, ‘eğer bir gün yalnız kalırsan, bu taşı eline al. En çok güvendiğin, değer verdiğin insanları hatırla. Tek başına olmadığını ve seni sevenlerin olduğunu bil.’”

Inara başını hafifçe yana çevirdi, nehre baktı. Sesi biraz yumuşadı ama bir yerden de derinleşti:
“Sonra bir gün… bir göreve yalnız gitti. Kimse ona eşlik etmedi çünkü haber vermemişti. Nereye gittiğini, ne yaşadığını kimse bilmiyor, Rune hariç. Ama döndüğünde artık… aynı kişi değildi. O gün o taş kadar sessizleşti. Sanki içindeki tüm kelimeleri toprağa gömmüştü. Yüzünde… en ufak bir hayat enerjisi kalmamıştı. Ruhunu karanlık ormanın derinliklerindeki bir zindana kapatmış gibi sessiz ve sertti.”

Birden boğazımda bir yumru hissettim. Ne diyeceğimi bilemeden elime bakakaldım. Matarayı hâlâ sımsıkı tutuyordum. 

“Seninle de mi konuşmadı o zaman?” dedim.

Inara bana döndü. Gözleri kirpiklerinin arkasında gizlenmiş başka bir hayata bakar gibiydi.
“Hayır. Ben konuşmaya çok çalıştım. Ama bazı insanlarla konuşmaya çalıştığında kelimelerin bir yere çarpıp geri döner. Zyran da artık öyleydi. Duvarlarını öyle yüksek örmüştü ki tırmanmak bile imkansızdı. Ama bil ki… susmak unutmak değildir. Anlatmadıkça, kendi içinde büyüttükçe, acılarla kendi benliği yer değiştirmişti. Bu sefer kendini unutmaya başladı.”

“Peki,” dedim kısık sesle, “Zyran… hâlâ o taşı tutuyor mudur sence?”

Inara bir süre sustu. Sonra çok hafifçe başını iki yana salladı.

“Sanmam. Ama o taş şimdi başka bir şekle bürünmüş olabilir. Belki bir kelimeye, belki bir bakışa… ya da bir insana.”

İçimde kıpırdayan o yabancı his… bir zamanlar birine koşulsuz güvenmenin verdiği o yakınlık… işte o, tam karşımda oturuyordu. Gözlerim istemsizce nemlendi. Rüzgâr biraz şiddetlendiğinde saçlarım yüzüme savruldu. İçimde anlamsız bir burukluk vardı. Ya o taş… Inara’nın kendisi olduysa? Ya Zyran artık taş yerine onun gözlerine tutunuyorsa?

“Sen… hep böyle miydin?”

Ağzımdan merakla ama istemsizce dökülen bu kelimeler sanki nehrin bulanık suyu tarafından emilmiş gibi sessizleştirdi geceyi. Inara gözlerini gökyüzünden ayırmadan gülümsedi.

“Nasıl?”

“Bilmiyorum,” dedim. “Hep… sanki her şeyi daha önce yaşamışsın gibi. Biz panik yaparken sen hep bir yol biliyorsun. Sakinliğinle koruyorsun, sözlerinle iyileştiriyorsun. Bunu nasıl yapıyorsun?”

Inara nihayet başını çevirdi. Gözleri yıldızlardan bile daha parlaktı. “Ben de panik yapıyorum. Ben de korkuyorum. Ama korkuyla savaşmak için tek yol, ona gözlerini kırpmadan bakmak. Korkunun üstüne yürürsen, seni öldürmez, güçlendirir.”

“Bu kadar güçlü olmak… yalnızlaştırmıyor mu?”

İlk kez Inara’nın ifadesinde bir kırılma oldu. “Yalnızlaştırıyor. Ama bazen… yalnızlık, doğru olanı yapmanın bedelidir ve bazılarımız bunun yükünü taşımak zorundadır. Diğerleri için…”

Aklım hala Zyran’daydı. ‘’O da mı böyle artık?’’ diye sordum. Kendimi ne kadar geriye çekmeye çalışsam da içimden kopup dökülen sözler ağzımdan kaçıyordu bir kere.

‘’Artık onu tanımak, bir ormanı ezberlemeye çalışmak gibi. Gündüz gördüğün bir ağacı, gece aynı yerden geçerken tanıyamazsın bile.”

Sustum. O kadar derin bir benzetmeydi ki, kendimi Zyran’ın kendini hapsettiği karanlık ormanında kaybolmuş gibi hissettim.

Inara ayağa kalktı. Matarasını bakarak, “Bu gece uzun olacak. Su sende kalabilir. Uykun gelmese de… biraz huzur bulsan yeter.”

Matarasından bir yudum aldım. Suyun tadı… tuhaf derecede serin ve derindi. Inara tam giderken eğildi ve ‘’Zyran derinliği bilinmeyen karanlık bir kuyu Sıla. Sense gücü ve sıcaklığı hesaplanamayan bir ışıksın.’’ Olduğum yerde dona kaldım. Nehre bakarken yüzümde bir sıcaklık hissettim. Şimdi… içimde daha karmaşık, daha dokunulmamış duygular vardı. Kıskançlık…

Ve Zyran… şimdi daha da çok merak ettiğim bir bilmeceye dönüşmüştü.

How useful was this post?

Click on a star to rate it!

Average rating 0 / 5. Vote count: 0

No votes so far! Be the first to rate this post.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yasemin ERDOĞAN

Selam, yeni bölümü okuduktan sonra oylamayı ve yorum yapmayı unutmayın! Destekleriniz için teşekkür ederim. 💕

Latest Posts



Tags