4.1 Bölüm

4.1 Bölüm

0

Sol gözümü kapatmış ilerideki cam şişelerden birine odaklanmaya çalışıyordum. Tam yanağıma değecek hizada tutmaya çalıştığım ok bir anda yaydan fırlayıverdi ve iki şişenin arasından geçerek ağaçların arasına doğru süzüldü. Tam o sırada yanımızda oturan köy çocuklarının kahkahasıyla sinirden gülmeye başladım, ‘’Bakın olmuyor işte, okçuluk bana göre değil dedim size!’’ Arkamda duran Nathaira ve Zyran sinirlenmiş olduğumu fark edip yanıma geldiler. Nathaira, ‘’Belki biraz daha pratik yapmaya ihtiyacın vardır.’’ dese de Zyran onunla aynı fikirde görünmüyordu. ‘’Sabahtan beri çalışıyor, eli yatkın olsaydı en azından bir tanesini tuttururdu. Başka bir şeyler denemeliyiz.’’ Sabah aldığımız haberden beri ne yapacağımızı planlamaya çalışmaktan hem yorulmuş hem de belirsizliklerin içinde kaybolmuştuk. Köy meclisinden yayılan haberle Zangocu aramaktan vazgeçtiklerini ve bir süre daha bekleyeceklerini duymayan kalmamıştı. Bir gecede yapılan bu karar değişikliği herkese çok tuhaf gelmiş olsa da kimse sesini çıkarmamıştı. Nathaira ve ben de sabah Zyran’ın kapıya kadar gelip bizi uyandırmasıyla öğrenmiştik. Zangocun bulunması benim geri dönüş biletimdi ve köy meclisinin bu kararıyla işleri zor yoldan halletme seçeneğini düşünmeye başlamalıydık. Elimdeki yayı sertçe Zyran’a uzatarak, ‘’Ne yapabilirim bilmiyorum ama bir şekilde en kısa zamanda öğrenebileceğim bir şeyi seçmek zaman kazandırır gibi, ne dersin?’’. Başarısızlığımdan ve sinirimden haz alırmış gibi sırıtarak, ‘’Ben mi dedim sana okçu ol diye? İki saat önce olmuyor dediğimde inat etmeyip bıraksaydın en azından bu kadar yorulmazdın.’’ dedi. Zyran’ın her dediğine göz devirmekten daha çok yorulmuştum o kesindi. Nathaira ortamı yumuşatmak için aniden araya girdi, ‘’Hepimizin biraz dinlenmeye ve iyi bir plan yapmaya ihtiyacı var gibi duruyor. Annemin sabah çantama koyduğu erik suyunu içerken biraz ne yapacağımız hakkında konuşmaya ne dersiniz? Tartışmadan?’’ Kafamı sallayarak Nathaira’yı onayladım ama Zyran hiçbir ifade değişikliğine girmeden öylece yürümeye başladı. Köyün ortasından geçip dün gece Nathaira ile çıktığımız merdivenlerden yukarı doğru ilerledik ama bu sefer sağ yolu değil sol yolu tercih ederek ağaçların arasında, gölgelik bir masa ve iki tarafında sandalyeler olan hoş bir düzlüğe geldik. Buradan nehrin çoşkun sesi çok net duyuluyordu ama etraftaki ağaçların yoğunluğundan nerede olduğunu görmek imkansızdı. Kuş cıvıltıları eşliğinde Nathaira çantasından çıkardığı erik suyunu servis etmeye başladı. Etrafı izlerken bir yandan da dün gece Zyran ile denk gelişimizi ve konuştuklarımızı düşünmeye başladım. Nasıl bu kadar çok şey bildiğini sorgulamama kararı almıştım çünkü sadece onun cevaplamak istediği sorularıma yanıt alabiliyordum ve bu da oldukça sinir bozucuydu çünkü gerisini duymazdan geliyordu. Benim bu tarafta olduğum zamanlarda anneannemin ve Mustafa dayımın beni merak etmesinden ve ortadan yok olmamdan dolayı telaşlanmalarından korkmuştum ama Zyran’ın abisi Rune’un dediğine göre -kim olduğunu hala bilmediğim gizemli abi- kapıdan geri dönme vaktim geldiğinde ve döndüğümde, buraya geldiğim ilk zamandan yalnızca birkaç dakika geçmiş olacaktı o yüzden kimse gittiğimi fark etmeyecekti bile. Bunu nereden öğrendiğini sorduğumdaysa geveleyerek konuyu kapattı. Nathaira çoktan erik suyunu bitirmişti. Eline bir not defteri ve kalem almış etrafta dolanıyordu. ‘’Öncelikte Zangoç kaçırıldı mı yoksa bile isteye kendi mi kaçtı, saklandı bunu bulmalıyız.’’ dedi elindeki kalemin arkasını çenesine vurarak. Zyran, ‘’Bence ondan önce Zangoç gerçekten bize göründüğü gibi biri mi yoksa sırları tahmin ettiğimizden de mi fazla bunu öğrenmeliyiz. Başına bela açtıysa en azından neyin peşinde olduğumuzu bilmemiz gerekir.’’ dediği sırada birden söze girdim, ‘’Kiliseye gitsek ya? Zamanının büyük çoğunluğunu orada geçiriyor olmalı. Oradakilerden işimize yarayacak bir şeyler öğrenebiliriz belki.’’. Zyran dediklerimi düşündüğü sırada bardağının dibinde kalan erik suyu tortusunu inceliyordu. Nathaira, ‘’Evine de uğrasak iyi olacak. Hatırla Zyran, neredeyse her şeyi oradan öğrendik. Biraz daha incelersek belki aradığımızı bulabiliriz.’’ dedi bana baktı.

‘’Bu biraz haneye tecavüz olmaz mı?’’

‘’Eğer ev sahibi kayıpsa ve onu bulmamız gerekiyorsa her şey mübah bence.’’ derken tek kaşını kaldırıp Zyran’dan onay bekler gibi kollarını kavuşturup oturdu. ‘’O zaman ilk kiliseye uğrayalım, yolumuzun üstünde sonuçta. Sonrasında evleri dolaşır ve kim ne biliyor onu öğreniriz. Köy kaynayan kazan gibi, herkesin söyleyeceği şeyler olacaktır. Dedikodu ve gerçekler arasındaki ayrıma da en son yola koyulmadan önce Zangocun evine uğradığımızda öğrenmiş oluruz.’’

‘’Yola koyulmak derken?’’

‘’Zangocu bulmak istemiyor muydun?’’

‘’Evet ama biraz hızlı oldu gibi geldi. Hem daha kendimi savunmak için yeni yöntemler öğretecektiniz?’’

‘’Yolda bolca vaktimiz olur. Tehlikeye yakalanmadan savurmayı ve tutturmayı öğrensen yeter gibi.’’

Bizim konuşmalarımızı dinlerken bir yandan da kıkırdayan Nathaira, ‘’Ona kılıç kullanmayı mı öğreteceksin? Benim öğrenmem bile 3 yılımı aldı.’’ dedikten sonra bana döndü ve ‘’Alınma olur mu? Sana gerçekten her anlamda güveniyorum, güçlü bir kızsın ama o koca şeyi savurması inan çok zor.’’

‘’Şimdilik hayır, başta kılıç ona biraz ağır gelir zaten. Başka bir planım var.’’ dedikten sonra kalktı. Yine kafamızda bir bilinmeyenle Zyran’ın arkasından yürümeye başladık. Kiliseye geldiğimizde saat çoktan öğleden sonra 4’ü geçiyordu. İçeri girdiğimizde etraf o kadar sessizdi ki Zyran’ın botlarının topuğundaki boncuklar her adım attığında koca tavanda yankılanıp bize geri dönüyordu. ‘’Şunları çıkarmayacak mısın? Çok sinir bozucu…’’

‘’Maalesef çıkmıyor bunlar hanımefendi.’’ dedikten sonra kürsünün önünde durdu ve beklemeye başladık. Nathaira ve ben de arkasında durup etrafı inceliyorduk. Sol taraftaki kapı açılınca siyah kıyafetli, beyaz saçlı, yaşlı olduğuna yemin edebileceğim ama kanıtlayamayacağım temiz yüzlü bir adam çıktı. ‘’Hoş geldiniz çocuklar. Ben de sizi bekliyordum.’’ Şaşkınlıkla Nathaira ile birbirimize bakarken Zyran hemen lafa girdi, ‘’Biz Zangocu arıyoruz. Sıla Zangocun uzaktan bir akrabası ve onu ziyarete gelmiş. Burada olmadığını öğrenince bir hayli üzüldü. Biz de onu bulmak için elimizden geleni yapacağımızı söyledik. O yüzden yardımınıza ihtiyacımız var efendim.’’

Nathaira da Zyran’a arka çıkmak ister gibi hemen öne atıldı ve ‘’Evet evet! Sıla Zangocun… Eeee, neyi oluyordun Sıla? Şey demiştin di mi? Şey… kuzeni!’’.

Kuzeni mi? Nathaira gerçekten berbat bir yalancıydı. Yine de artık bu yalanı devam ettirmekten başka çarem yoktu. Sahne benimdi, ‘’Evet, çok uzaktan bir kuzeniyim. O yüzden…’’

Bu sırada papaz çoktan yanımıza inmişti ve üzerimdeki stresi fark etmiş gibi daha fazla kekelememe izin vermeden, ‘’Tabii ki çocuklar size yardım edeceğim. Tanrının evine gelen muhtaçlar hak ettiğini almalı, ben de görevimi yerine getirmeliyim.’’ dedi. Cümlelerinin şiirselliğine çok fazla takılmadan dinlemeye devam ettim. ‘’Zangoç kilisemize geldiğinden beri hep çok nazik ve yardımsever olmuş, her işini eksiksiz yerine getirmiş birisidir. Zamanında gelir ve zamanında giderdi. Sonuçta hiçbirimiz kusursuz varlıklar değiliz, o da değildi ve bazen tuhaflıkları olabiliyordu. Bunlar o kadar küçük şeylerdi ki. En sevdiği şeylerden biri çizim yapmaktı. Bizim gibi din adamlarının bu tarz işlere ayıracak zamanı olmaz ama o ne yapıp edip bir köşeye çekilip çizimler yapardı. Hepsini büyük bir özenle saklardı. Göz bebeğim bunlar, hepsi gelecek derdi.’’ Papaz dalgın dalgın anlatırken Zyran işleri biraz hızlandırmak için uygun zamanı kollar gibi papazın ilk derin nefesinde sözü devraldı, ‘’Peki sizin bildiğiniz bir düşmanı, kavgalısı var mıydı?’’ diye sordu. Papaz az kalsın gülecekmiş gibi ağzını kapadı ve ‘’Nasıl düşmanı olabilir ki? O karıncayı bile incitecek bir adam değildi. Birinin ona düşman olması için ya deli olması gerekir ya da…’’ (o duraksadığı an sanki ötmesi için son saniyelerini beklediğimiz bir çalar saati bekler gibi ağzının içine bakıyorduk) ‘’bilemiyorum. Zangocun kendince çok değer verdiği bir haç vardı. Asla yanından ayırmazdı ama hiç göremezdik de. Sadece varlığından haberdardık. Kutsallığının paha biçilemez olduğunu ve onu koruduğunu söylerdi. Maddi olarak değeri olan bir şey olduğunu sanmıyorum. Belki de inzivaya çekilmiştir. Tek aklıma gelen bu.’’ O an adeta beynimde şimşekler çaktı. Bu benim zamanımda bahsedilen haç olabilir miydi? O zaman haç şu an evde saklı olabilirdi. Kendi zamanımdan hikayeleri Nathaira ve Zyran’a anlatmak ne kadar doğru olurdu bilmiyordum. Şimdilik sessizliğimi korumak ve hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi yapmak benim için en güvenlisiydi.

How useful was this post?

Click on a star to rate it!

Average rating 5 / 5. Vote count: 1

No votes so far! Be the first to rate this post.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yasemin ERDOĞAN

Selam, yeni bölümü okuduktan sonra oylamayı ve yorum yapmayı unutmayın! Destekleriniz için teşekkür ederim. 💕

Latest Posts



Tags