Papaza teşekkürlerimizin ardından kiliseden çıktık ve hızlıca evleri dolaşmaya başladık. Kaybedecek vaktimiz yoktu. Her girdiğimiz evde dinlediklerimiz aynıydı; Zangoç çok iyi biri, nereye gitmiş olabilirdi, hazineleri mi vardı, kaçırdılar mı, öldü mü… Cevaplar için girdiğimiz her evden yeni bir soruyla çıkar olmuştuk. Tek fark ettiğimiz şeyse kimsenin aslında gerçekten Zangocu tanımıyor olmasıydı.
Sonunda sıra Zyranların evine gelmişti. İçeri girdiğimizde genişçe bir hol ve büyük bir salon olduğunu gördüm. Köydeki en görkemli evdi çünkü şimdiye kadar gördüğüm hiçbir evin bu kadar büyük avizeleri yoktu. Salonda Zyran’ın büyükbabası ve köyden birkaç yaşlı hararetli bir şekilde sohbet ediyorlardı. Yüzlerindeki gerginliği daha kapıdan girerken hissetmiştim. Zyran’ın büyükannesi tatlılıkla bizi içeri aldıktan sonra salona geçtik ve Zyran’ın konuşmasını bekledik. Nathaira da ben gibi ilk defa bu eve girmiş gibi duvarları ve avizeleri inceliyor, hayran hayran sedir yastıklarının işlemelerine bakıyordu. Tam bu sırada Zyran laflarını bölerek gergin havayı bıçak gibi kesti, ‘’Büyükbaba izninle birkaç sorumuz olucak sana.’’
‘’Buyur oğlum.’’
‘’Sıla bizim Zangocun uzaktan bir akrabası. Çok da değer verdiği bir insan. Haliyle Zangocun kayıp olması onu epey üzdü. Biz de neden yardım etmeyelim dedik. Zangoçla ilgili ne biliyorsunuz? Nereye gitmiş, nerede inzivaya çekilmiş olabilir?’’
‘’Oğul bu işler sizin altından kalkabileceğiniz işler değil. En hayırlısı sizin burnunuzu sokmamanız olacaktır. Kızım biz de seni köyümüzde ağırlamaktan büyük mutluluk duyarız fakat başınıza iş açmayın.’’
‘’Büyükbaba, neden arama kararından vazgeçtiniz?’’ dedi Zyran ve sesi o kadar netti ki hepimiz buz kesmiştik. Büyükbabası yanındaki yaşlı adamlara göz ucuyla baktı ve konuşmaya devam etmek için derin bir nefes aldı. Büyükbabası eliyle yanındaki sediri işaret edip Zyran’ı yanına çağırdı, ‘’Nedir oğlum sizin derdiniz? Başınızı belaya mı sokmak istiyorsunuz? Zangoç belli ki hiç tekin işler çevirmiyormuş. Kieranlar dadanmış Zangoca. Bizim arama kararı verdiğimizi duyar duymaz kapımıza geldiler ya bu işten vazgeçin ya da biz icabınıza bakarız dediler. Artık Zangoçta ne varsa bu bizim boyumuzu aşar. Zaten nasıl öğrenmişler aklım almıyor. Adamların yerde kulağı var gibi. Nasıl olur da bizim köylü bize ihanet eder, bunu kim yapar bir türlü anlayamıyorum.’’
‘’Sen canını sıkma büyükbaba. Kötülük her zaman ettiğini bulur.’’
Tüm bu konuşmaların ardından evdekilerle vedalaşıp çıktık ve köy ortasına doğru yürümeye başladık. Zyran’ın ölüm sessizliği Nathaira’yı da rahatsız etmiş olucak ki ortamı ısıtmak ister gibi, ‘’Ben bir eve uğrayıp çantamdakileri bırakayım. Aç mısınız? Bir şeyler ister misiniz?’’ dedi. ‘’Sağ ol Nathaira, düşünmen yeter.’’ diyebildim sadece küçük bir gülümseme vererek. Nathaira koşar adımlarla evinin sokağına girdi. Zyran’a baktığımdaysa nefes alışverişini duymak bile imkansızdı. Köy ortasına geldiğimizde çeşmenin iki yanındaki taşlara oturduk ve Zyran soğuk suyu yüzüne çarptığı sırada aklımdaki bir soru işaretini yok etmesi umuduyla, ‘’Kieranlar kim?’’ diye sordum. Suyu incelerken hiç kafasını kaldırmadı bile. ‘’Anlamı ‘karanlık olanlar’ olan bir grup. Köylülerden haraç kesip gizli saklı işler çeviren adı gibi karanlık tipler. Hiçbir zaman zararlarından başka bir şey görmedik.’’
‘’Sence Zangocu neden kaçırmış olabilirler?’’
‘’Haç yüzünden. Papazın dediklerini hatırla. Haçta bir şey var ya da Zangoç hepimizden bir şey saklıyor ve kimsenin bilmemesi gerekiyor.’’
‘’Zyran, bence haç…’’ tam cümleme devam edecekken birden yolun karşısındaki köşeden Nathaira’nın bağırarak bize doğru koşmasıyla sustum. Bildiklerimi kendime saklamak hala en iyisi gibiydi. Zyran çok soğuk biriydi ve söylediklerinden fazlasını bildiğine emindim. Şu an için en çok güvenebileceğin kişi Nathaira’ydı. ‘’Evet mis gibi keklerden kim yemek ister?’’ diye hızlı bir giriş yapan Nathaira öyle pozitif bir enerji saçıyordu ki bir anlığına nerede olduğumu bile unutmuştum. Getirdiği kekleri yerken son durum analizlerimizi yapmaya başladık. Nathaira her ipucunu not defterine yazarken son olarak vardığımız sonuç şöyleydi: Zangoç kimsenin -ya da sadece kötü insanların- bilmemesi gereken bir şey keşfetmişti veya biliyordu, bunu öğrenen insanlar -Zyran’ın büyükbabasına gelip tehdit eden Kieranlar- onu kaçırıp bir yere saklamıştı veya Zangoç onlardan kaçmak için ortadan kaybolmuştu. Bilmediğimiz şeylerse nerede olabileceği ve oraya nasıl ulaşacağımızdı. Bunlar hakkındaki son ipuçlarını da ancak Zangocun evinden bulabilirdik. Saat epey geç olduğu için evlere dağılma kararı aldık ve Nathaira ile ben eve doğru yürürken Zyran biraz daha dolanacağını söyleyerek bizden ayrıldı.
Nathaira’nın evine gittiğimizde ablası ve annesi sofrayı kurmakla meşguldü. Geldiğim günden beri babasını görmemiştim çünkü Nathaira’nın söylediğine göre evden iş için erken çıkıp geç saatlerde geliyordu. Nathaira, ablası ve annesinin tatlı sıcaklığıyla çok güzel bir akşam yemeği geçirmiştim. Nathaira neredeyse en yakın arkadaşım olmuştu. Yemek zevkleri, giyim tarzı, ilgi alanları gibi o kadar çok ortak noktamız vardı ki artık şaşırmıyordum. Kafamızı dağıtarak geçirdiğimiz birkaç saatin ardından odalarımıza çekildik ve Nathaira kollarını başının altında kavuşturmuş tavanı izlerken ben de camdan ay ışığını ve yıldızları izliyor, ilerideki ağaçlara ve çalılara bakıyordum. İyice dalgınlaşıp düşüncelere daldığım sırada Nathaira gülerek, ‘’Eee nasıl bir duygu burada olmak, bizimle vakit geçirmek?’’ diye sordu. ‘’Sanırım güzel. Yani sizinle vakit geçirmek çok güzel, ama henüz tam olarak buraya alışabilmiş değilim. Zamanın farklı olması tuhaf hissettiriyor.’’ dedim etrafı izlerken. ‘’Hiç merak etme, sen de bizden birisin artık. Gayet de hızlı bir şekilde alıştın bence.’’
‘’Peki ya şu Zyran’ın abisi Rune. O kim? Bugün eve gittiğimizde ortalarda yoktu.’’
‘’Aslında Rune Zyran’ın öz abisi değil. Manevi abisi gibi bir şey. Köy merkezine çok yakında değil evi ve zaten insan içinde olmayı da pek sevmez. O yüzden Zyranla gayet iyi anlaşıyorlar sanırım.’’
‘’Nasıl her şeyi biliyor peki?’’
‘’Sessiz insanlar hep öyledir. Sinsi ve kurnaz bir tip olduğu için her şey kulağına gidiyor. Zyranla aralarındaki bağ da çok garip ve kuvvetli. Zyran hakkında en ufak ayrıntıyı bile adı gibi biliyordur eminim ki. Ama dediği gibi tuhaf ve güvenilmez bir havası var.’’
‘’Neden ki?’’
‘’Efsaneler, masallar, büyüler, adını bile duyamayacağın ve varlığına inanılmayan mucizevi şifalar… İlgilendiği şeyler hep gizli ve tuhaf şeyler. Gerçeklikten uzak olmayı ve hayal dünyasında yaşamayı seviyor anlayacağın.’’
‘’Gerçekten tuhafmış.’’ dedim ve tam o sırada dışarıda çalıların arasında dolaşan tanıdık bir kuyruk görmüştüm. Kapıyı kontrol etmeye gittiğim gün arkamdan gelen o tilki. Çalıların arasından çıkıp ay ışığının altında parlayan tüylerini salladıktan sonra sanki gözlerimin üzerinde olduğunu hisseder gibi birden kafasını kaldırdı ve bana baktı. Göz göze geldiğimiz an öyle bir donakaldım ki sanki göz bebeklerimden içeri sızmış ve ruhuma kadar bakmıştı. Korkudan dönüp hemen yatağa girdim. Kontrol etmek için tekrar kafamı kaldırdığımda çoktan gitmişti bile.

