5.1 Bölüm

5.1 Bölüm

0

Güneş dağların arasından o sıcak ışık süzmelerini cama vurmaya başladığı sırada Nathaira ve ben uyanmış hazırlıklarımızı yapıyorduk. Plana göre önce Zangocun evine gidip bulabildiğimiz tüm ipuçlarını gözden geçirdikten sonra tam anlamıyla ‘’bilinmez’’ mağaraları bulup Zangocu kurtaracaktık. Nathaira yanımızda götürmek için iki sırt çantası getirmiş ve yatağın üstüne koyduğu eşyaları bana göstererek, ‘’Sen bunları çantalara yerleştirirsen ben de mutfaktan birkaç erzak almaya çalışabilirim. Yolumuz ne kadar sürecek bilmiyoruz o yüzden hazırlıklı olalım.’’ Kafamı onaylar şekilde salladıktan sonra odadan çıkışını izledim ve bu yaşadıklarımın şans mı kader mi olduğunu düşünmeye başladım. Kapıdan çıktığımda Nathaira ile karşılaşmam buradaki ilk ve en büyük şansımdı çünkü o olmasaydı bu kadar hızlı alışamayacağıma emindim. Çantaları doldurduğum sırada Nathaira birden arkamda belirdi ve ‘’İşte bunlar harika.’’ diye fısıldadı. O kadar sessiz gelmişti ki konuşmasa ve öylece arkamda dikilse ruhum duymayacaktı. Gülümseyerek döndüğümde sabırsızlıkla kucağındaki konserveleri bana uzattığını gördüm. ‘’Bunlar babamın yukardaki köyden getirdiği konserveler. Daha uzun ömürlü olsun diye böyle tenekelere pişmiş bakliyatları koyuyorlar ve uzun süre saklanabiliyor. Sence de harika değil mi? Tam bizim yolculuğumuza göre!’’

‘’Sence de elindekiler biraz fazla değil mi?’’

‘’Kucağımda taşıyabildiğim kadarını getirdim saymadım kaç tane olduğunu ama 12-13 tane var sanırım ve fazla gelebilir.’’

‘’O zaman 9 tane alalım. 3 gecelik her birimize birer tane gibi düşünebiliriz.’’

‘’O halde hazırsak çıkalım ne dersin? Zyran çoktan gelmiştir. Sinir bozucu bir dakikliği var da.’’

Zyran ve Nathaira arasındaki ilişkiyi hala çözememiştim. Çocukluk arkadaşlarıydı, Nathaira’nın dediğine göre birbirleriyle bir şey paylaşmazlardı, birbirlerinden hiç de haz etmiyorlardı bile ama ayrı da düşmüyorlardı. Köyde çok da fazla seçenekleri olmadığını düşünerek mecburiyetten olduğunu farz etmeye karar verdim.

Çantaları sırtımıza aldıktan sonra evden sessizce çıktık. Nathaira annesine benimle birkaç gün benim hayali akrabalarımın birinde kalacağını ve endişelenmemesini yazdığı bir mektup bırakmıştı. Evin az aşağısındaki depodan Nathaira’nın okunu da aldıktan sonra köy ortasına gittik. Zyran tam da Nathaira’nın dediği gibi çoktan çeşmenin yanına gelmiş bizi bekliyordu. Dümdüz bir yüz ifadesi ve robotsu sesiyle ‘’Günaydın.’’ dedi ve direkt yürümeye başladı. Nathaira ve ben de aynı anda günaydın dedikten sonra Nathaira Zyran’ın görmediği bir anda Zyran’a doğru dil çıkartıp beni güldürdükten sonra Zangocun evinin önüne kadar sessizce yürüdük. Zyran’ın sırtında uzunca bir kılıç, belinde farklı uzunluklarda 2 hançer ve kolunda, belinde, bacağında büyüklü küçüklü çantalar vardı. Kombinindeki en tamamlayıcı parçası ise pelerin benzeri paltosuydu. Tam bir kara şövalye gibi hazırlanmıştı. Bu kadar hazırlıklı olması bir yandan güven verirken diğer yandan tüm bu özelliklerini kullanmasını gerektirecek kadar ciddi ve tehlikeli durumlara düşme olasılığımızı düşününce korkmadım değil. Eve girerken her odayı en ince ayrıntısına kadar inceleyeceğimizi kararlaştırdık ve alt kattan başladık. En alt kat depoydu ve burası sadece erzaklarla doluydu. Bir üst katta mutfak, kiler ve küçük bir misafir odası vardı. Her yer kaybolan bir adamın evine göre fazla toplu ve temizdi. Bu katlardan bir şey çıkmayınca orta kata geçtik. Orta kat benim bu zamana geldiğim kapının olduğu kattı. Buradaki iki odadan biri Zangocun çalışma odası diğeri ise oturma odası gibi dizayn edilmişti. Çalışma odasında dini kitaplar, bir sürü araştırma yazıları, mumlar ve tütsüler vardı. Masanın üstündeki yazılar genel olarak bitkiler hakkındaki çizimler ve yazılardı. Bir din adamının bu kadar biyolojiyle ilgileniyor olması anında Mendelevi hatırlatmıştı. Zyran ve ben kitapları incelerken Nathaira oturma odasını araştırmıştı ama ilginç bir şekilde buradan da kayda değer bir şey çıkmamıştı. Kaçırılan biri için fazla düzgün ve temiz bir evdi. Bir üst katta Zangocun yatak odası vardı sadece. Nathaira, ‘’Buradan da bir şey çıkmayacak anlaşılan. Nasıl bulacağız biz bu adamı?’’. O sırada benim merak ettiğim şeyse bu evin 5. katına nereden çıkıldığıydı, ‘’Ev dışarıdan 5 kat görünüyor ama katlar burada bitti. Nereden üst kata çıkacağız ki?’’. Ben bunları söylediğim sırada Zyran tavanı inceliyordu, Nathaira da boy aynasından kendine bakıyordu. Vücudunu saran kahverengi kalın bir pantolon, yeşil uzun kollu bir penye ve üstüne siyah işlemeli bir ceket giymişti. Bana da benzer modeli olan, ablasının dolabından arakladığı pantolon, kırmızı uzun kollu penye ve siyah yeleği vermişti. İkisine bakıp sessizliği devam ettirerek komodinleri karıştırmaya başladım ve yatağın başucundaki çekmecesi boş olmasına rağmen kapattığımda sert bir cismin tahtaya çarpmasının sesini duydum. ‘’Zyran bir bakar mısın? Bunun arkasında bir şey var sanırım.’’ Zyran çekmeceyi yerinden çıkartıp elini komidinin arkasına uzattı. Desenli bir anahtar çıkarıp, “Geriye sadece kapıyı bulması kaldı.” dedi. “Ben buldum sanırım.” Nahtaliaya döndüğümüzde Zangocun dolabındaki kıyafetlerin arkasındaki kapıyı gösterdiğini gördük. İstemsizce güldüm, ” Bizim Zangoç Narnia hayranıymış sanırım. ” Nathaira bana tuhaf tuhaf bakarken Zyran’ın sırıttığını gördüm. Utancımdan ne yapacağımı bilemeyerek Zyranın elindeki anahtarı alıp kapıya doğru ilerledim. İkisi arkamdan merakla bakarken kapıyı açtım ve yukarı doğru uzanan merdivenden çıkarak 5. kata ulaştım. Burası evin geri kalanının aksine fazla dağınıktı. Duvarlar, masa, hatta yer bile çizimlerle doluydu. Zyran ve Nathaira itiş kakış merdivenlerden çıkana kadar ben çizimleri incelemeye başlamıştım bile. Çizimlerin çoğu kapıdan çıkan farklı insanlardan oluşuyordu. Bunun dışında doğa,kilise ve havyan çizimleri vardı. Nathaira nefes nefese, ” Burada bir ipucu bulmak saatler sürer! Hem Zangoç eskiden çizimlerini aşağıdaki çalışma odasında yapıyordu. Buraya neden taşımış bu kadar şeyi?” diyerek yere çöktü. Ne kadar haklı olsa da çizimleri incelemekten başka çaremiz yoktu çünkü alt katlarda ipucuna dair en ufak bir örnek bulamamıştık. Zangocun başı beladaysa en azından küçük de olsa bir ipucu bırakmış olmalıydı. Birbirine benzeyen bir sürü kapı çizimine bakmaktan midemiz bulanmaya başladıktan sonra Zyran elindeki kâğıdı uzatarak, “Sence de sana çok benzemiyor mu?” diye sordu. Nathaira, “Kapı çizimlerine bakmamız gerektiğini sanıyordum. Öylesine çizilmiş bir kadın resminden nasıl ipucu bulacaksın Zyran?” dedi içindeki gıcıklığı gizlemeye çalışarak. Çizimdeki gerçekten bana benziyordu ama biraz farklıydı çünkü saçlarının arasından kurt kulaklarına benzer sivri kulaklar çıkıyordu. Kâğıdı incelerken arkasındaki bir yazı dikkatimi çekti. “”Görmesek de bilmesek de o köy bizim köyümüz.”” Nathaira masum bir kız çocuğu saflığıyla ve şaşkınlığıyla,” Bu da ne demek oluyor şimdi?” dedi. Bu benim zamanımda söylenen bir türküydü. Peki ya Zangoç bunu nereden biliyordu? “Sanırım bir gönderme yapmaya çalışmış ama ne kadar köy var ki çevremizde?” dedim ikisine dönerek.

Nathaira, “Buraya yakın 11 köy var. “

“Aslında 13.”

“Tamam 13 olsun Zyran. Hangisi olduğunu nasıl anlayacağız peki?” Zyran çantasından el çizimi bir harita çıkarıp yere serdi. Haritanın etrafına oturup incelemeye başladık. “Arkasında yazı olan başka bir çizim buldunuz mu?” diye sordum ama ikisi de kafasını hayır dercesine sağa sola çevirdi. Haritaya bakarken hem Zangocun yazdığı dizeleri hem düşünüyordum hem de haritadaki çizimleri inceliyordum. Zyran suluğunun kapağını açtığı sırada çıkan ses dikkatimi dağıttı ve su içmeye başladığı sırada bir anda aklımda şimşekler çakarcasına bir görüntü canlandı. “Nehir!” diye bağırdım heyecanımı gizleyemeden. “Nehrin yükselmesiyle zamanla suların altında kalan bir köyden bahsediliyordu geldiğim zamanda. Görmesek de bilmesek de derken bu köyden bahsediyor olmalı. O yüzden bence ilk durağımız nehir. ” Zyran sakince suluğunun kapağını kapatırken Nathaira benim heyecanıma anında kapılmıştı bile, “Emin misin Sıla?! Zangocu kesin bulacağız değil mi?” Kafamı sallayarak Nathairayı onayladıktan sonra Zyran’a baktım. “Çene çalarak zaman kaybetmeyelim daha fazla. Yola koyulalım.” dedi. Tam o sırada merdivenin olduğu kapı aralandı ve içeri neredeyse beyaz diyebileceğim kadar sarı saçları olan, zayıf, uzun bir kız girdi, ‘’Bir an hiç bulamayacaksınız sandım.’’ dedi sakince.

How useful was this post?

Click on a star to rate it!

Average rating 5 / 5. Vote count: 2

No votes so far! Be the first to rate this post.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yasemin ERDOĞAN

Selam, yeni bölümü okuduktan sonra oylamayı ve yorum yapmayı unutmayın! Destekleriniz için teşekkür ederim. 💕

Latest Posts



Tags