5.2 Bölüm

5.2 Bölüm

0

Bu gördüğüm kız bir yandan yabancı diğer yandan da oldukça tanıdık geliyordu. Yüz hatlarını ve saçlarını incelerken bu kızı görmüş olabileceğim yerleri düşünüyordum. İlk akşam köy ortasındaki yemek masasında gördüğümden emindim artık. Masanın bana uzak olan köşesinde yaşlı bir kadınla oturuyordu ve sadece o kadınla konuşuyordu. Anımsadığım bir diğer karşılaşmamız da benim ok atmaya çalıştığım talim yerinde çocukların arasında duruyor olmasıydı. Hiç göz göze gelmemiştik, hiç bana baktığını hissetmemiştim veya ne Nathaira ne de Zyran bu kızdan bahsetmişti. Bu kadar donuk görünüşünün ardından yüzündeki sıcak gülümsemesi etrafına ördüğü o koca buzdan duvarları yıkmaya yetmişti ki onun bu kadar sessiz ve ani gelişini kimse garipsemedi. Sadece birkaç saniyelik sessizliğin ardından Nathaira garip, rahatsız olduğunu gizlemeye çalışır bir şekilde, ‘’Ne işin var senin burada?’’ dedi. Kız Nathaira’ya bakmadan etrafı incelerken, ‘’Zangocu arayanların tek siz olacağınızı düşünmediniz herhalde?’’ dedi sesindeki sakinliği hiç bozmadan. Zyran normal olaylara olan aşırı tepkilerinin ve temkinli davranışlarının aksine kıza karşı hiç olmadığı kadar net ve sertti, ‘’Sen gelmiyorsun Inara, orası kesin.’’ Kız ismi Zyran’ın dudaklarından döküldüğü sırada gözlerini bana çevirmişti ve gözlerimizin buluştuğu an kendimi göz bebeklerinin içinde çok yüksek bir hız treninden aşağı düşüyormuşum gibi bir hisle irkilirken buldum. Zyran bu irkilmeyi fark etmiş olucak ki tuhaf bir şekilde Nathaira ve benim arkamda durduğu sırada kolumdan tutup beni arkasına doğru çekti, ‘’Senin büyükannenle ilgilenmen gerekmez mi? Şifacı olmakla ve simyayla kafayı bozmuş bir kızla değil bir yolculuğa bir dakika daha aynı odada bile durmam.’’ dedi. Hala kolumu bırakmamıştı ve sözünü bitirdikten sonra beni de çekiştirip kapıya doğru ilerledi. Nathaira da anında arkamızdan gelmiş olucak ki saniyeler içinde kendimi evin kapısının önünde buldum. Inara denen kız arkamızdan Zyran’a seslenerek, ‘’Bir dakikan var mı? En azından bir konuşsaydık.’’ Gerginlikle arkasını dönen Zyran farkında olmadan sıkıca tuttuğu kolumu bırakıp Inara’ya döndü, ‘’Sadece bir dakikan var.’’

Ben de sadece temiz hava almak istiyordum. Temiz hava alıp beynime giden kanalları açmak ve daha iyi düşünebilmek… Zangoç’un evinden çıkarken ayaklarım toprak zemine sertçe basıyordu. Temiz hava ciğerlerime dolarken gözlerim güneş ışığına alışmaya çalışıyordu. Ne kadar ilerlemem gerektiğini bilmiyor, sadece yürümek istiyordum. Onları da beklemem gerektiği için evin çıkışındaki çardağı inceleyerek zaman geçirmeye karar verdim. Zangoç evinin aksine bu çardağa hiç de özen göstermiyordu belli ki. Zamanla çürüyüp eğilmiş birkaç ahşap direğin üzerine oturtulmuş çardak benzeri, çatısı kısmen çökmüş bir yapıya dönmüştü. Altına girince göz ucuyla yukarıya baktım. Saçaklar arasındaki örümcek ağları, rüzgârla beraber hafifçe sallanıyordu.

Arkamdan gelen Nathaira neşeyle etrafına bakıyordu. Tabanı yıpranmış çizmeleri, kuru toprağın üzerinde daireler çizerek dans ediyordu. Kendi etrafında döndüğü sırada arkamdan sertçe bir ses duydum. Ahşap birden inledi. Öyle bir inledi ki içimdeki tüm sessizliğin parçalandığını hissettim. Çardağın sol tarafındaki yük taşıyan kalas, diğerlerinden daha inceydi ve belki de artık çardağı taşıyamadığına karar vermiş ve paramparça olmuştu. Nathaira ile bakıştığım an ikimizin de korkuyla dolan gözleri alev almıştı. Ne olmuştu, nasıl olmuştu anlam verememiştim. Ama emin olduğum tek şey, çardağın birkaç saniye içinde tamamen çökecek olduğuydu.

Yukarıdan gelen ilk çıtırtı kulağımın içine saplandı ve başımı kaldırmaya bile fırsat bulamadan bir yığın gölge üzerime düşmeye başladı.

Tam o anda biri koluma asıldı. Hızlıca geriye çekildim. Dizlerimin arkasına çarpan bir beden ve ardından yere düşen ikimiz. Toz kalktı, toprak göğsüme çarpan bir öksürük gibi boğazıma doldu. Çardağın çatısı tam önümüzde yerle bir olmuştu. Üstteki tahtalar sanki yüzümü tırmalayacak kadar yakındı.

Nathaira beni çekmişti. Nefes nefeseydi. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi, gözlerim kocaman açılmıştı. Dizlerimin üstünde, ellerim toprağın içine gömülmüş şekilde kalakaldım. Aklımda sadece tek bir şey vardı: az daha ölebilirdim.

“Neler oluyor burada?!”

Zyran’ın sesi evin içinden bir kılıç gibi fırlamıştı. Kapıdan Inara ile birlikte çıktıklarında Nathaira benimle yıkılmış çardak arasında ayakta dikiliyordu. Bize doğru koşturuyorlardı. Toz hâlâ havadaydı, görüntüler hâlâ net değildi. Nathaira’nın dizleri mi titriyordu yoksa benim gözlerim etrafı netlemeye çalışırken zorluk mu çekiyordu bilemiyordum.

Inara hemen yanımıza geldi. “Sıla! İyi misin? Nefes alabiliyor musun? Yaralandın mı?”

Nefes almaya çalıştım. Boğazımda düğümlenmiş bir korku vardı. “Yok… Hayır. Sanırım iyiyim. Sadece…” kelimeleri bulamıyordum “çok yakındı.”

Zyran çardağa baktı. Üzerine çöken kısmın bağlantı yerlerini, düştüğü açıyı, tahta parçalarının yönünü inceledi. Sonra gözlerini daraltıp Nathaira’ya döndü.

“Ne oldu burada?”

Nathaira gözlerini kırpıştırdı. Soluk soluğaydı, sesi hafif titriyordu ama cümleleri hazırlıklı gibiydi. “Sıla önden yürüyordu. Ben hemen arkasından geliyordum. Yukarıdan gelen sesle çardağın çökebileceğini fark ettim ve… refleksle üzerine atıldım. Yoksa…”

Cümlesini tamamlamadı. Zyran onun sözlerini baştan sona gözleriyle tarttı. Gözbebekleri küçülmüştü, dudağının kenarı gerilmişti. Bir şeyler düşünüyordu ama kendine saklamıştı.

Bense hâlâ olan biteni anlamaya çalışıyordum. Nathaira beni kurtarmıştı. Hem de hiç düşünmeden, hiç tereddüt etmeden. Bu gerçekti, değil mi? Gerçek olmalıydı. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu ama biraz önceki korku… yerini minnettarlığa bırakmış gibiydi. Onun gözlerinin içine baktım.

“Teşekkür ederim,” dedim. Sesim titremişti. “Gerçekten… beni kurtardın.”

Nathaira başını öne eğdi ama gülümsedi. “Birbirimizi korumayacaksak neden birlikteyiz ki?” dedi sadece.

Inara bir adım geri çekilip Zyran’a yaklaştı. Birbirlerine baktılar. Zyran bir şeyler demek ister gibiydi ama yutkundu. Ardından bana baktı, bir anlığına gözleri takılı kalmış gibiydi.

Yüz ifadesinde hiçbir şey okunamıyordu. Gözlerinin kıyısındaki titrek kaslar bana ne anlatmaya çalışıyordu?

Ve ben… Ben, gözlerimin önünde parçalanan tahtalara ve kalbimi sıkan korkuyla beraber… kendimi Nathaira’nın kurtarışına borçlu hissediyordum.

Zyran ortamı toparlamak ister gibi boğazını temizledi. Elini kalkmamı ister gibi uzattı, ‘’Bir şeyin yoksa gidelim artık. Burada başka bir işimiz kalmadı.’’ Elini tuttuğumda hızla kendine doğru çekti ve bir anlığına dengemi kaybetsem de ayağa kalkmayı başarmıştım. Ben üstümde biriken toprakları silkelerken Zyran Inara’ya döndü ve ‘’Sen gelmiyorsun.’’ dedi.

How useful was this post?

Click on a star to rate it!

Average rating 5 / 5. Vote count: 2

No votes so far! Be the first to rate this post.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yasemin ERDOĞAN

Selam, yeni bölümü okuduktan sonra oylamayı ve yorum yapmayı unutmayın! Destekleriniz için teşekkür ederim. 💕

Latest Posts



Tags